G20 İŞ DÜNYASI LİDERLERİ AÇISINDAN KISA VADELİ EKONOMİK ENDİŞELER, ÇEVRESEL VE SİBER RİSKLERİ GÖLGEDE BIRAKTI

 

G20 İŞ DÜNYASI LİDERLERİ AÇISINDAN KISA VADELİ EKONOMİK ENDİŞELER, ÇEVRESEL VE SİBER RİSKLERİ GÖLGEDE BIRAKTI

 

Londra/Zürih – 7 Kasım 2022 – Dünya Ekonomik Forumu’nun açıkladığı yeni verilere göre, hızla artan enflasyonun etkileri, borçlanma krizleri ve geçim krizleri önümüzdeki iki yıllık dönemde G20 ülkelerinde iş dünyasını ilgilendiren en büyük tehditleri oluşturuyor.

 

Nisan – Ağustos 2022 tarihlerinde 122 ülkeden 12.000 iş dünyası liderinin görüşlerine başvurularak hazırlanan bu yıla ait  Yönetici Görüşleri Anketi’nin bulguları, bu ay içerisinde Mısır’da düzenlenecek olan COP27 ve Endonezya’da gerçekleştirilmesi planlanan G20 zirvesi öncesinde açıklandı. 

 

Dünya Ekonomik Forumu’nun Yeni Ekonomi ve Toplum Merkezi tarafından düzenlenen ve Marsh McLennan ile Zurich Sigorta Grubu’nun stratejik ortağı olab Yönetici Görüşleri Anketin sonuçlarına göre, birbiriyle bağlantılı ekonomik, jeopolitik ve toplumsal riskler G20 iş dünyası liderleri açısından hakim risk ortamını oluştururken, iş dünyası liderleri ciddi piyasa türbülansı ve şiddetlenen siyasi çatışma ortamı ile ilgili acil endişeleri ele almaya devam ediyorlar.

 

Bu yılki ankete katılan G20 ülkelerinde en sık belirtilen risk hızlı ve/veya sürekli enflasyon olurken, G20 ülkelerinin üçte birinden fazlası (%37) enflasyonu en önemli risk olarak değerlendirdi. Bu riski beraberce borçlanma krizleri ve geçim krizler (%21) izledi. Jeo-ekonomik çatışma, iki G20 ülkesi tarafından en önemli risk olarak tanımlandı. Diğer katılımcılar, devletin potansiyel çöküşü ile yaygın dijital hizmet ağının bulunmayışının ve dijital eşitsizliğin en önemli endişe kaynakları arasında olduğunu ifade etti.

 

Bu yıl elde edilen bulgular, özellikle teknolojik ve çevresel risk gibi kilit alanlarda 2021’in bulgularıyla taban tabana zıt sonuçlara işaret ediyor. Son 12 aylık dönemde tırmanan çevresel baskılara ve önemi artan çevresel yönetmeliklere – ve gelişen ekonomik, jeopolitik ve çevresel trendlere karşılık olarak bu yıl belirtilen riskler listesinde düzeltmelerin dikkate alınmasına – rağmen, 2021’le kıyaslandığında bu yılki raporda çevresel sorunlar G20 ülkeleri açısından ilk beş risk arasında çok daha düşük bir orana sahip oldu. Ayrıca, kritik altyapıya yönelik siber saldırılara ilişkin tehdidin artmasına rağmen, bu ve diğer teknolojik riskler bu yıl ilk beş risk arasında en az yer verilenler arasında oldu.

 

Daha geniş bir çerçeveden bakıldığında, bulgular aynı zamanda gelişmiş ekonomiler ile gelişmekte olan pazarlar arasında dikkate değer bölgesel varyasyonları da gözler önüne sermektedir. Avrupa, Güney Amerika ve Karayipler ve Doğu Asya ve Pasifik’te hızlı ve/veya sürekli enflasyonla ilişkili ekonomik riskler en önemli risk olarak tanımlanırken, Ortadoğu ve Afrika ile Sahra Altı Afrika’da hayat pahalılığı kriziyle ilişkili toplumsal endişelerin hakim durumda olduğu gözlemlendi. Orta Asya ve Güney Asya’da, devletlerarası çatışmalar ve borçlanma krizleri sırasıyla en ciddi endişeler olarak belirlendi.  

 

Marsh’ın Kıta Avrupası Risk Yönetim Lideri Carolina Klint konuyu şu sözlerle değerlendirdi: “G20 iş dünyası liderleri haklı olarak şu anda karşı karşıya oldukları acil ve ivedi ekonomik ve jeopolitik risklere odaklanıyorlar. Bununla birlikte, eğer büyük teknolojik riskleri göz ardı ederlerse, bu durum gelecekte kör noktalar oluşturarak kuruluşların uzun vadeli başarılarını ciddi ölçüde etkileyebilecek ağır siber tehditlere açık hale gelmelerine yol açabilir.”

 

Zurich Sigorta Grubu Riskten Sorumlu Başkanı Peter Giger, şöyle söyledi: “2021’de 2 milyar tonluk bir sıçramanın ardından, global CO2 emisyonlarındaki artış bu yıl çok daha düşük oldu –  yaklaşık 300 milyon ton olarak kaydedildi. Bu, yenilenebilir enerji ve elektrikli araç kullanımındaki artış sayesinde mümkün oldu. Bu olumlu gelişmelere karşın, 1.5°C hedefine ulaşma konusunda hala doğru yolda değiliz. Net sıfıra geçiş, birçok iş liderinin kısa vadeli ajandasında alt sıralara geriledi. Ancak iklim değişikliğinin hem kısa vadeli hem de uzun vadeli etkileri söz konusu. Jeopolitik ve ekonomik açıdan zorlayıcı olan mevcut ortamda bile, net sıfır emisyonlu bir geleceği gözden kaçırmamayı ümit ediyorsak daha temiz, uygun maliyetli ve güvenli bir enerji sistemi oluşturmaya odaklanmamız gerekiyor.”

Diğer İçerikler